Her Şey Değişirken, Yatırımı Değişmeyene Yapın

Belirsizlik artık geçici bir durum değil. Geçip gitmesini bekleyemeyiz. Belki de artık öğrenme ve gelişim dünyasının yeni gerçeği bu.
Yapay zekâ bunun mükemmel bir örneği. Sadece “yapay zekâ çok hızlı geliştiği” için değil (sanırım bunu artık yeterince söyledik) yatırımlarımızın dayandığı zemin sürekli değiştiği için. Altı ay önce özel olarak geliştirilmiş, pahalı ve son teknoloji olarak görülen bir öğrenme ve gelişim özelliği, bir anda zaten sahip olduğunuz bir aracın standart özelliği olarak karşınıza çıkabiliyor.
Bu heyecan verici, ancak bir kuruluşta öğrenme ve gelişimden sorumluysanız aynı zamanda son derece kafa karıştırıcı.
- Teknoloji sürekli değişirken doğru yatırımları nasıl yaparsınız?
- Neyi geliştirmeli, neyi satın almalısınız? Kimi işe almalısınız?
- Hangi alanlarda denemeler yapmalısınız ve hızın özensizliğe dönüşmesini nasıl önlersiniz?
- Bugün, daha uygulamaya alma sürecini tamamlamadan eskimiş hissettirmeyecek bir şeyi nasıl yaratırsınız?
Ben hep aynı yanıta dönüyorum: Her şey değişirken, değişmeyene yatırım yapın.
İçerik Oluşturmak Kolaylaştı ama Gelişim Kolaylaşmadı
İçerik kütüphaneleri yapay zekâdan önce de vardı. Şimdi ise yapay zekânın sunduğu güçlü araçlarla birlikte sektörün giderek daha fazla içerik ürettiğini görüyorum. Ancak bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu yapmamız gerektiği ya da gerçekten ihtiyaç olduğu anlamına gelmiyor.
Yapay zekâ son derece hızlı bir şekilde eğitim oluşturabiliyor. Bunun gerçekleştiğini ilk kez gördüğünüzde, “Vay canına!” diyorsunuz.
Sonra bunu tekrar tekrar yapıyoruz. Bir açıklayıcı video daha. Bir podcast daha. Bir kurumsal destek materyali daha. Bir infografik daha. Çalışanların zaten tüketmeye zaman bulamadığı binlerce içerikle rekabet eden, kusursuz görünen bir içerik daha.
Bu da bizi önemli bir ayrıma getiriyor: İçeriğe erişmek, gelişim deneyimi yaşamakla aynı şey değildir.
Bir çalışan, kendi hızında ilerleyebileceği kapsamlı bir e-öğrenme kütüphanesine sahip olmaktan ya da üç ayda bir yerine her hafta yapay zekâ tarafından oluşturulan podcast’lere erişebilmekten memnun olabilir. Tam ihtiyaç duyduğu anda ulaşabileceği bir yapay zekâ koçuna veya yapay zekâ asistanına sahip olmak da çok hoşuna gidebilir.
Ancak birine kariyerindeki en anlamlı gelişim deneyimini sorduğunuzda, büyük olasılıkla size erişebildiği içerik kütüphanesinden bahsetmeyecektir.
Kendisine inanan bir liderden ya da birlikte öğrendiği bir gruptan söz edecektir.
Belki de kendisine gelişimini zorlayacak bir görev veren liderini veya düşünme biçimini sorgulamasını sağlayan bir koçu anlatacaktır.
Çoğu insan için kişisel ve profesyonel gelişim, başkalarıyla yüz yüze etkileşim kurduklarında daha da güçlenir.
Bunu geçen ay Utah, Park City’de düzenlenen CLO Exchange’de bizzat deneyimledim (bu arada, mekânı seçen kişiyi de tebrik etmek gerek). Üç günü birlikte geçirdiğiniz, yemekleri ve fikirleri paylaştığınız, karşı karşıya olduğumuz gerçeklerle ilgili samimi hikâyeler anlattığınız bu daha küçük ölçekli öğrenme odaklı konferanslar, bu yıl yaşadığım en anlamlı deneyimlerden bazıları oldu. Aynı zamanda sürekli gelişen bir sektördeki trendleri yakından takip etmemi, kendi düşüncelerimi sorgulamamı ve yeni ilişkiler kurmama imkân sağladı.
İnsanlara günlük çalışma ortamlarından uzaklaşabilecekleri bir alan sunduğunuzda, anlamlı sohbetler ve yeni ilişkiler hem zihinlerde hem de yeni fırsatlara açılan kapılar yaratır.
İnsan Deneyimini Yaratmak
Gelişimi destekleyen ve güçlendiren insan deneyimlerini yaratma konusunda daha bilinçli hareket etsek nasıl olurdu?
Kurum içi eğitmen eğitimi gibi oldukça aşina olduğumuz bir uygulamayı düşünün.
Birçok kuruluşta kurum içi eğitmen olmak, zaten yoğun olan birinin işine bir sorumluluk daha eklenmesi gibi hissedilebilir: “Tebrikler! Yaptığınız diğer tüm işlere ek olarak bu eğitimi de vermenizi istiyoruz.”
Peki, bunun yerine bu uygulamayı kariyer ve liderlik gelişimi sağlayacak şekilde tasarlasaydık?
Çalışanların kurum içi eğitmen kadrosunun bir parçası olmak için başvurduğunu veya aday gösterildiğini düşünün. Kapsamlı bir sertifikasyon deneyimine katılıyorlar. Birlikte uygulama yapıyorlar. Deneyimli eğitmenlerden koçluk alıyorlar. Yanlarında taşıyabilecekleri ve profesyonel olarak paylaşabilecekleri anlamlı bir dijital yetkinlik belgesi kazanıyorlar. Bir eğitmen topluluğuna dahil oluyorlar. Kuruluş genelindeki liderler nezdinde görünürlük kazanıyorlar.
Böylece eğitim vermek artık yalnızca bir görev olmaktan çıkıyor; yönetici duruşunu, özgüveni, iletişim becerilerini ve ilişkileri geliştirmek, aynı zamanda kuruluş içinde görünürlük kazanmak için bir fırsata dönüşüyor.
Kuruluş ölçek kazanıyor. Bu ölçeği sağlayan kişi ise gelişim fırsatı elde ediyor.
Bu, çok farklı bir değer önerisi. Aynı durum liderlik gelişimi için de geçerli.
Her lidere dijital öğrenmeye, bir yapay zekâ koçuna, videolara, araçlara ve kaynaklara erişim sağlayabiliriz (ve kesinlikle sağlamalıyız da).
Ancak bu ölçeklenebilir kaynakları, liderlerin gerçekten sabırsızlıkla bekleyeceği bir deneyimle bir araya getirdiğinizi düşünün: eşdüzeylerden oluşan bir grupla birlikte olmak, alışılmış çalışma ortamından uzaklaşmak, gerçek liderlik zorlukları üzerine konuşmak, uygulama yapmak, düşünmek ve hatta belki esenlik ya da hareket odaklı bazı etkinliklere katılmak.
Bunu öğrenmeyi bir tatil gibi hissettirmeye çalıştığımız için değil, insanların bazen farklı düşünebilmek için işin durmaksızın devam eden temposundan yeterince uzaklaşmaya ihtiyaçları olduğu için yapıyoruz. Üstelik bu, önemli bir mesaj daha veriyor: Gelişiminizin zaman ayırmaya değer olduğuna inanıyoruz.
İnsan Deneyimini Güçlendirmek İçin Yapay Zekâdan Yararlanın
Dijital etkileşimler yaygınlaştıkça, gerçek insan etkileşimi öğrenme ve gelişimin sunabileceği en değerli unsurlardan biri haline gelebilir.
İçeriği saniyeler içinde oluşturabildiğimiz ve böylece kendimize zaman kazandırabildiğimiz bir yeniden doğuş dönemindeyiz. Gelin, kazandığımız bu zamanı insanları bir araya getiren ve gelişmelerine yardımcı olan deneyimlere yatırım yapmak için kullanalım.
Yapay zekânın hâlâ oynayacağı bir rol var, ancak insan deneyiminin yerini almak için değil, onu güçlendirmek için tasarlanmalı. Örneğin yapay zekâ:
- Bir kişinin mevcut bir liderlik zorluğu üzerine düşünmesini sağlayarak yüz yüze bir programa hazırlanmasına yardımcı olabilir.
- Eğitime gelmeden önce pratik yapabileceği zorlu bir görüşme senaryosu oluşturabilir.
- Örnekleri kişinin rolüne göre kişiselleştirebilir.
- Katılımcılara iş ortamı dışında gerçekleştirilen bir program sırasında verdikleri sözleri hatırlatabilir.
- Haftalar sonra gerçek durumla karşılaştıklarında, tam ihtiyaç duydukları anda koçluk sağlayabilir.
Takımlar, yapay zekâ ve Zoom’un birlikte yenilen bir akşam yemeğinde yaşananları yeniden yaratamayacağını bildikleri için iş ortamı dışında gerçekleştirilen buluşmalara yatırım yapıyor. İnsanların profesyonel topluluklara katılmasının nedeni de aynı. Bilgiye erişmek yeterli değil; insanlar kendileriyle aynı konularla uğraşan diğer insanlarla bir araya gelmek istiyor.
Etkileşime, bağ kurmaya, fiziksel olarak bir arada bulunmaya, sohbet etmeye, gülmeye, düşünmeye ve bazen sadece zihnimizi biraz dinlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bunlar, yapay zekâ aracılığıyla ortadan kaldırmamız gereken verimsizlikler değil. Aksine, gelişimin işe yaramasını sağlayan unsurların bir parçası.
Önemini Korumaya Devam Edecek Şeyleri Temel Alın
Hiçbirimiz yapay zekânın bundan bir yıl sonra tam olarak neler yapabileceğini bilmiyoruz. İşin belirsiz (ve rahatsız edici) kısmı da bu.
Ancak insanların nelere ihtiyaç duymaya devam edeceği konusunda aslında oldukça fazla şey biliyoruz.
Kendilerine geribildirim veren liderlere ve zorlayıcı konularda güvenli ortamlarda pratik yapma fırsatlarına ihtiyaç duyacaklar.
Günlük işlerinden uzaklaşıp düşünmeye zaman ayırabilecekleri anlara, aynı zamanda her zamanki çevrelerinin dışındaki insanlarla ve fikirlerle karşılaşmaya ihtiyaç duyacaklar.
Birilerinin gelişimlerini önemsediğini ve gelişimlerine yatırım yaptığını hissetmeye ihtiyaç duyacaklar. Ayrıca sürekli değişimi anlamlandırmak için desteğe ihtiyaç duyacaklar.
Bu süreçte, öğrenme içeriği oluşturmayı gerçek öğrenme ve gelişimle karıştırmayalım.
Zack Kass, “sınırsız zekâ” olarak tanımladığı bir gelecekten söz ediyor; zekânın kendisinin bol ve giderek daha düşük maliyetli hale geldiği bir dünyadan. Bu düşüncenin, öğrenme ve gelişim alanında çalışan bizler için önemli bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Zekâ bol, içerik sınırsız ve yanıtlar talep edildiği anda erişilebilir hale geldiğinde, kıt olan ne olacak?
Zaman, dikkat, bağ kurma, aidiyet ve paylaşılan deneyimler.
Birinin, gelişiminizi sizin için anlamlı bir şey yaratacak kadar önemli gördüğünü hissetmek.
Başka bir deyişle: Diğer insanlarla birlikte yaşanan anlamlı bir deneyim.
Belirsiz bir dünyada bu, öğrenme ve gelişimin yapabileceği en akıllıca yatırımlardan biri olabilir.
Britney Cole
“When Everything Is Changing, Invest in What Doesn’t” adlı makalenin çevirisidir.

