Liderliğin Geleceğinde İnsanî Boyut Azalmıyor

Bu yılın başlarında, bir üniversitenin mezuniyet töreninde çekilen video internette hızla yayılmaya başladı.
Yapay zekâ odaklı bir kuruluşta yönetici olarak görev yapan konuşmacı, sanat ve beşerî bilimler bölümlerinden mezun olan öğrencilere hitap ediyordu. Konuşmasının bir bölümünde, yapay zekânın bir sonraki sanayi devrimi olduğundan büyük bir heyecanla söz etmeye başladı.
Öğrenciler onu yuhaladı. Hem de yüksek sesle.
Ancak bu anı viral hâle getiren asıl şey, konuşmacının verdiği tepkiydi. Gerçekten şaşırmış görünüyordu. Yeni mezun genç profesyonellerle dolu bir salonun “yapay zekâ” sözcüğünü duymaktan heyecan duymayabileceği düşüncesi karşısında neredeyse hazırlıksız yakalanmış gibiydi.
Geleceğe ilişkin birbirinden çok farklı iki deneyimin gerçek zamanlı olarak karşı karşıya gelişine tanık olduk. Bir taraf inovasyon ve hızlanmadan söz ediyordu. Diğer taraf ise kendilerine anlatılan bu geleceğin içinde hâlâ bir yerleri olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
Sonrasında yapılan yorumların büyük bölümü, öğrencilerin tepkisini teknoloji korkusu ya da değişime direnç olarak değerlendirdi. Ancak bu açıklama fazlasıyla basit kalıyor.
Gençlerin çoğu zaten yapay zekâyı sürekli kullanıyor. Fikir üretmek, gereğinden uzun e-postaları üç maddede özetlemek ya da buzdolabındaki birkaç acı sos paketi, bir kutu mısır ve bir paket hazır erişteden bir akşam yemeği çıkıp çıkmayacağını anlamak için ondan yararlanıyorlar. Genellikle çıkıyor.
Bu da yapay zekâya yönelik olumsuz tepkilerin, kullanılan araçların çok daha ötesinde bir anlam taşıdığını gösteriyor.
Korkunun Kaynağı Teknoloji Değil, Artık Önemli Olmadığını Hissetmek
Birçok insanın tepki gösterdiği asıl konu, iş hayatının geleceğine ilişkin konuşmaların giderek verimlilik, otomasyon ve kârlılık etrafında şekillenmesi; buna karşılık bu değişimi yaşayan insanların gerçekliğinden giderek uzaklaşması.
Yapay zekâ olağanüstü bir potansiyele sahip. Tıbbi gelişmeleri hızlandırdığını, erişilebilirliği artırdığını, tekrarlayan işleri azalttığını ve bir zamanlar çok büyük kaynaklar gerektiren yaratıcı olanakların önünü açtığını şimdiden görüyoruz. Bunların önemli bir bölümü, gerçekten anlamlı biçimlerde heyecan verici.
Ancak bugün yapay zekâ hakkında en yüksek sesle yürütülen tartışmaların çoğu, insan yaşamını daha zengin, daha istikrarlı ya da daha anlamlı hâle getirmekle ilgili değil. Üretkenlikten söz ediliyor. Ölçekten. Maliyetleri azaltmaktan. Hızdan. Daha az insanla daha fazla iş yapmaktan.
İnsanlar bunun farkında.
Özellikle de kariyerlerine adım attıkları sektörlerde ilk kademe işlerin şimdiden değiştiğini, yaratıcı emeğin giderek daha az değer gördüğünü ve deneyim ile özgüven geliştirmek için geçmişte izlenen geleneksel yolların artık eskisi kadar açık olmadığını gören genç profesyoneller.
Bazı sektörlerde, stajyerlere veya kariyerlerinin başındaki çalışanlara öğrenmeleri, zorlanmaları ve soru sormaları için verilen işler, artık bu kişilerin kendi başlarına uygulama yapma fırsatı bulmasından önce otomatikleştiriliyor.
İnsanların denemek, hata yapmak ve muhakeme geliştirmek için kullandığı iş türleri ortadan kalkmaya veya köklü biçimde değişmeye başladığında gelişim ne olur? Bir kişinin yıllar boyunca geliştirdiği birikim birkaç saniye içinde taklit edilebildiğinde yaratıcı kimlik nasıl etkilenir? İnsanlar, geliştirmek için en çok emek verdikleri yönlerinin ölçülmesinin zorlaştığını ve yerlerinin daha kolay doldurulabildiğini hissetmeye başladığında ne olur?
Bunlar mantıksız korkular değil. Bunlar insana özgü sorular.
İş Hayatının Geleceğini Hâlâ Liderlik Şekillendiriyor
Akademisyen ve sosyolog Ruha Benjamin, teknolojinin tarafsız ya da kaçınılmaz olduğu düşüncesini sık sık sorguluyor. Gelecek; insanların seçimleri, öncelikleri ve hayal gücüyle şekilleniyor. Bu gelecek inşa edilirken kimlerin dikkate alındığı önem taşıyor.
Bu bakış açısı bugün özellikle önemli. Çünkü yapay zekâya ilişkin pek çok konuşma teknolojinin neler yapabildiğine odaklanırken, daha rahatsız edici bir sorudan kaçınıyor:
Anlatılan geleceğin içinde kimler hâlâ kendilerini görünür hissediyor?
İnsanların bugün güvendiği liderler, bu sorunun üzerinden hızla geçmek yerine onunla birlikte kalmaya istekli olanlar. İnsanların aynı anda hem meraklı hem de huzursuz olabileceğini kabul edenler. Hem heyecanlı hem tükenmiş. Hem umutlu hem kuşkucu.
Yapay zekâ hakkındaki konuşmalar yalnızca iş gücünü azaltmaya ve çıktıyı artırmaya odaklandığında insanlar bunu fark ediyor. Liderler tükenmişliği azaltmaktan, erişilebilirlik sağlamaktan, öğrenme fırsatlarını korumaktan ya da insanlara anlamlı işlere daha fazla zaman ayırabilecekleri alanlar açmaktan söz ettiğinde de bunu fark ediyorlar.
İnsanın Gelişimi Hiçbir Zaman Verimli Olmak Üzere Tasarlanmadı
İş hayatındaki bu yeni gerçeklik, liderlere farklı türde bir sorumluluk yüklüyor.
Yapay zekâ bazı geleneksel ilk kademe işleri dönüştürürken veya ortadan kaldırırken, liderlerin insanların gerçekte nasıl öğrendiği ve geliştiği üzerine daha bilinçli düşünmesi gerekiyor.
İnsanlar muhakemelerini yavaş yavaş geliştirir. Bir şeyleri deneyerek, hata yaparak, zorlu görüşmelerin içinde yer alarak, çekinerek de olsa sorular sorarak ve bazen kendilerini tam olarak hazır hissetmeden önce kendilerine bir sorumluluk emanet edilmesiyle.
Muhakeme, yapay zekâdan fikir istemeden önce belirsizliğin içinde kendi görüşünüzü ve anlayışınızı oluşturacak kadar kalabilmekle gelişir.
Mentorluk nadiren hızlı ilerler. Yaratıcılık çoğu zaman dağınık bir süreçtir. Özgüven; uygulama, görüşmeler, belirsizlik ve destek yoluyla gelişir. Mesleki gelişimin en anlamlı anlarından bazıları ölçülmesi zor ve kusursuz biçimde otomatikleştirilmesi imkânsız deneyimlerde yaşanır.
Birçok genç profesyonel, bu sınırın nerede olduğunu gerçek zamanlı olarak anlamaya çalışıyor. Yapay zekâ hangi noktada gelişimi destekliyor? Hangi noktada ise insanların kendi düşüncelerine duydukları özgüveni geliştirmelerine yardımcı olan zorlanmanın, deneme sürecinin ve tekrarın sessizce yerini alıyor?
Henüz herkes için geçerli tek bir yanıt yok. İçinde bulunduğumuz dönemin psikolojik açıdan bu kadar sıra dışı hissettirmesinin nedenlerinden biri de bu belirsizlik.
Yapay Zekânın Yanıtlayamayacağı Liderlik Sorusu
Teknoloji, işlerin nasıl yapıldığını değiştirmeye devam edecek. Asıl soru, yapay zekânın iş yerinde bulunup bulunmaması değil. Asıl soru, liderlerin yapay zekânın yanında öğrenmeye, mentorluğa, yaratıcılığa ve insan gelişimine ne kadar alan açacağı.
Çünkü insanlar, geçmişteki gelişim yollarının çoğunun tasarlandığından daha hızlı değişen sistemlerin içinde nasıl gelişebileceklerini anlamaya çalışıyor.
Ve çevrelerindeki her şey değişirken, liderlerin neye değer vermeye devam ettiğini dikkatle izliyorlar.
Yazarın Notu: Lara Dollens, bu yazının düzenlenmesine verdikleri destek ve katkıları için Martha Lawrence ile Lucy Dannewitz’e teşekkürlerini sunar.
Lara Dollens
“The Future of Leadership Isn’t Less Human” adlı makalenin çevirisidir.

